Patlıcan

Hepimiz Patlıcanız

 

Önce orta boy 4 5 patlıcan seçiyoruz şöyle ne kalın ne ince hayatımıza aldıgımız insanlar gibi huyu huyuna suyu suyuna. Bu patlıcanların baş kısımlarını bıçağımız keskin olmasada, hayatta karar alırken takındığımız net tavırlar gibi, parmağımızla ittire ittire birazcıkta bükerek kesmekle koparmak arasında bir işlemden geçiriyoruz. Bıçağı değiştirmek yahut bilemek gibi farklı yöntemleri pek benimsemeyiz. Genlerimize işlenmiş olan en iyi yol bildiğin yol temelli bu gibi durumlarda bıçağın yaptığı gibi parmağımızda iz bırakılsada farklı yöntemleri seçemiyoruz. Hayatımızdada farklı yolları seçip adapte olma sorununu hep yaşadığımız gibi. Farklı yollar bize göre değil diyerek ‘standart insan’ kalıplarına bürünüyoruz. İnattan mı? Korkudan mı? Pek bilinmez. Oysa unuttuğumuz ne var biliyor musunuz? Yeni yollar, yeni kararlar yeni bir ben oluşturur. Daha özgüvenli, daha kararlı ve daha bilinçli. Daha sonra hızlıca pijama deseni verecek şekilde soyuyoruz muzdarip patlıcanlarımızı. Pijama deseni mühim şey ha! Bir beyaz bir siyah bir beyaz bir siyah olacak. Grisi yok bu işin. Grileri sevmeyiz zaten net olacaksın. Tanrım! Nedir bizim bu netlik sevdamız? Net olmak kesin yargılar hükümler içeriyorken arafta olmak daha fazla düşünme gerektirmiyor mu? Hızlıca verdiğimiz net cavaplardan zaman geçtikçe pişmanlık duyma olasılığımız daha yüksek değil mi? Gelelim patlıcanlara; soyduğumuz patlıcanları ikiye bölüp tuzlu ılık suda yarım saat kadar dinlendiriyoruz.

Peki patlıcanları neden dinlendiriyoruz? Mesele burda başlıyor aslında ben yemek yapmayı bilmem birgün “Ayşegül patlıcanlar neden dinleniyor?” diye sormuştum “Acısını bıraksınlar diye” diyerek şapşalca gülümsemişti. Şapşal dediysem o şapşal değil. Bana ben gibi güldüğünden. Acısını bıraksın diye dinlendirilen patlıcanlar insanoğlu için ne muazzam bir şey.  Gelelim şair burada ne demek istemiş kısmına; Hayatımıza aldığımız insanları seçerken ne kadar seçici olsakta zaman geçtikçe bu beşeri üstünde farklı işlemler yapar onları keser, biçer, soyar ağzımıza uygun tada gelene kadar durmadan çabalarız. Hep bir kesme biçme işlemi yapiyoruzda şu dinlendirme işlemini hep unutmuyor muyuz? Belkide 21. yy insanının en büyük sorunu bu “zaman çabuk geçiyor” söylemine kapılarak durmadan dinlenmeden kendimizi ve seçtiklerimiz koşturuyoruz. Bana biraz müsade et, biraz ara verelim yahut biraz yalnız kalmak istiyorum diyen sevgililerimize dostlarımıza kızıyor, aklımızı gereksiz düşüncelerle dolduruyoruz da hiç patlıcan gibi dinlenme ihtiyacımız olduğunu düşünmüyoruz. Bedenlerimizi tuzlu ılık bir suda patlıcanlar gibi kendi halimize bırakılsak, acılarımızı yorgunluklarımızı suya akıtıp imam bayıldı tadına gelsek fena olmaz mı?

Cennet AKTAŞ

Leave Your Comment